Tevhid ve Şirk

Tevhid ve Şirk


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Tek rabbimiz olan yüce Allah celle celalüh’ün kendisine mahsus olan hamd (övgü) ile başlayalım. O aziz ve hakimdir, ezeli ve ebedidir. Her şey ona muhtaç, kendisi hiçbir şeye muhtaç değildir. Sınırsız mükemmeliyete sahiptir. Yüce Allah celle celalüh’ün rahmeti Peygamberimizin üzerine ve onun ehlibeytine, eshabına ve tüm mü’min kardeşlerimizin üzerine olsun.

Tağut: Bir yerde Allah’ın şeriatına (hükümlerine/kanunlarına) aykırı veya yerine geçmek üzere kanun koyarak insanları Allah’ınkine değil de kendi kanunlarına kulluk etmeye zorlayan kimselerdir. Bunlar:meclis, parlamento, siyasi partiler, diktatörler, din adamları, kadın, put, sonu izmle biten beşeri dinler (düzenler/sistemler: Sosyalizm, kapitalizm, laisizim, kemalizm,…), şeytanlar (nefs, iblis, insan)…

Tağut: Kur’an’a göre karar vermeyenler.

“Kim tağutu inkar (red, tanımama, lanetleme) eder ve Allah’a iman ederse artık o öyle bir kulpa tutunmuştur ki o kulp kopmak bilmez.” (Bakara 2/256)

Bu ayette Allah’a imandan önce tağutu inkar şartının gelmesi tağutu red etmedikçe imanın gerçekleşmeyeceğini belirtiliyor.

“…artık, siz insanlardan değil benden korkun. Ayetlerimi az bir değere satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.’’ (Maide 5/44)

“Sana indirilene (Kur’an’a) ve senden önce indirilenlere iman ettiğini iddia edenleri görmüyor musun? Tağutu inkar etmekle emrolunmuşken tağuta mahkeme olmak istiyor. Şeytan onları derin bir sapıklığa sürüklemek ister.’’ (Nisa 4/60)

Bu ayet bir münafığın Yahudi biriyle arasındaki bir dava için Yahudi kahini Kaab bin Eşref’e mahkeme olmak istemesi sonucu inmiştir. Rabbimiz burada Kur’an’a iman ettim deyip de Kur’an mahkemesine değil de tağuta (Kur’an’a göre karar vermeyen Kaab bin Eşref’e) mahkeme olmak isteyenlerin imanların geçersiz olduğunu belirtiyor.

Günümüz de insanlar bahane olarak ‘biz oy vermeyelim de falan parti mi gelsin’ diyor. Halbuki Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vessellem) Darun Nedve’ye (müşriklerin/şirk ehlinin meclisi) iki kez davet edildi. Ama gitmedi. Hatta ‘Sen bizim putlarımızın ilkelerine aykırı hükmetmemek şartıyla kralımız ol’ dediler. Resulullah kabul etmedi. Çünkü bu tağutlaşarak izlenecek bir yoldu. Eshab-ı Kiram’ın sırtını ateşe bastılar, kızgın kumlara yatırdılar. Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) onlara hükümdar olsaydı Peygamberimizi alkışlarla karşılar ve Eshab’ı ise makam mevki sahibi olurdu, şu makam senin bu makam benim gibi. Beş on sene sonra ipleri eline alınca şeriat hakim olabilirdi. Eshabı’na işkence yapılmazdı. Ama bu kez de Allah’a zulüm olurdu. Lokman suresi 13. ayette Rabbimiz şirkin büyük bir zulüm olduğunu belirtiyor. Zulüm birinin hakkını başkasına vermek demektir. Bir saniye bile rabbimize zulm etmemeliyiz. İnsanlar bize zulm olmasın da Allah celle celalühe zulüm olsun diyorlar.

“Fitnenin (şirk ve küfrün) kökü kazınıp Allah'ın dini (düzen ve sistemi) tamamen egemen oluncaya kadar onlarla cihad edin. Eğer yaptıklarından vazgeçerlerse, hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını görür.’’ (Enfal 8/39)

Şöyle bir soru akla gelebilir: O HALDE YÖNTEM NE?

Yöntem Peygamberimizin (sav) sünneti, onların meclislerine girmeyip, Darul Erkam’da (Erkam’ın evinde) önce gizli tebliğ, açık tebliğ, zulüm şiddetlenince hicret, ve cihadı kıtal (göğüs göğüse…)

Peygamberimiz (sav): “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bir fırka haricinde hepsi cehennemdedir. Kurtuluş fırkası, fırkai naciyenin özellikleri ise kıyamete kadar bu fırka olacak, ölüm kendilerini buluncaya kadar; dilleriyle, mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler.

Kur’an’ı Kerim’de: “…hüküm (hak ve sorumluluk kararı; doğru, yanlış kararı; helal, haram kararı; suç ve ceza kararı) yalnız Allah’ındır. Yalnızca kendisine kulluk etmenizi emrediyor (hükme uymanın kulluk olduğu anlaşılıyor). Dosdoğru din (düzen/sistem) işte budur; fakat insanların çoğu bilmezler.’’ (Yusuf 12/40) Evet gerçekten de insanların çoğu hükmün yalnızca Allah’ın olduğunu bilmiyor, başka hükümlere (kendi hükmüne veya başkalarının hükmüne) başvuruyor, ya da hükmü kendinde görenlere oy veriyor (tağutu reddetmesi emrolunmuşken), başka dinleri (Demokrasi, sosyalizm, laisizm, kemalizm) savunur.

“Heva ve hevesini ilah edineni görmedin mi? Artık onlara sen mi vekil olacaksın.’’ (Furkan 25/43)

Kendi hükmüne (kararına) kulluk (itaat) edenler ve bir günaha hemen tövbe etmeden, sürekli devam edenler nefsini (kendini) ilah edinmişlerdir, yani müslüman profesyonel günahkar olamaz.

“Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık o işte, kendilerine göre başka tercih hakkı yoktur. Allah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.” (Ahzab 33/36)

“Ahbarlarını (Yahudi alimleri) ve ruhbanlarını (Hıristiyan din adamları) Allah’tan başka rabler edindiler.’’ (Tevbe 9/31)

Peygamberimiz (sav) bu ayeti okurken Adiy bin Hatem geldi. O Mekke Hıristiyanlarının önde gelenlerindendi. ‘Biz hiç din adamlarımıza rab demedik’ dedi. Peygamberimiz de “onlar Allah’ın haramını helal; helalini de haram kıldıklarında onlara itaat etmiyor muydunuz?” buyurdu. Adiy “evet, ediyorduk’’ dedi. Peygamberimiz de “İşte bu onları rabler edinmenizdir.” buyurdu. (Tirmizi)

Berâ' b. Âzib'den nakledilen hadis bir olay alarak geçer. Yahudiler zina eden evlilerden Tevrat’ta geçen recm cezasını güçsüz olanlara uygularlar. Güçlü olanlara ise yüzlerine kömür sürüp, sokaklarda döverek gezdirirler. Zamanla güçsüz olanlar ayaklanır. Yahudi din adamları toplanır biri hariç şu (hükme) karara varırlar, zina edenlere öyle bir ceza verelim ki hem güçlüye hem güçsüze uygulanabilsin ve belli bir süre hapis cezası hükmünü verirler. Yahudiler de bu din adamlarının hükmünü kabul ederler.

Cengiz Han şamanistti, aya, yıldıza, güneşe taparlardı. Cengiz Han ‘’yesak’’ isimli kanunlar koydu. Cengiz Han’ın soyundan gelen torunları Müslüman oldu diye tarih kaynakları yazar. Aslında o dönemin İslam alimleri onların Müslüman olmadıklarını yazmışlardır. Onlar şehadet getirdi, namaz kıldı oruç tuttu, zekat verdi, hacca gitti ama Müslüman olamadılar; çünkü biz dedemizin hükümlerinden vazgeçmeyiz deyip yesak denilen kanunlara göre hayatlarını düzenlediler. Misal olarak mirasta rabbimiz Allah kadın, erkeğin yarısı kadar mirastan pay alır hükmünü koymuş, Cengiz Han ise erkek tamamını alır diye hüküm koymuştu. Onlar yüce Rabbimiz Allah celle celalühün hükmüne göre değil de, Cengiz Han’ın hükmüne göre miras paylaşıyorlardı.

“Yoksa, Allah'ın dinde (düzen ve sistemde) izin vermediği bir şeyi onlara kanun kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimler için can yakıcı bir azap vardır.” (Şura 42/21)

“…Allah hüküm vermede ortak kabul etmez.’’ (Kehf 18/26)

“Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden elinizi kolunuzu sallaya sallaya (kolaylıkla) cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? Kendilerine öyle sıkıntılar ve yokluklar gelip çattı ve sarsıldılar. Hattâ öyle sarsıldılar ki Peygamber ve beraberindeki mü'minler: Allah’ın yardımı ne zaman? diyorlardı. Gözünüzü açın! Şüphesiz Allah’ın yar*dımı yakındır.” (Bakara 2/214)

“Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri be*lirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?” (Al-i İmran 3/142)

“Naîm cennetlerinde Allah’a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, az bir kısmı da sonrakilerdendir.” (Vakıa 56/11-14)

“Onların çoğu şirk (ortak) koşmadan iman etmezler.” (Yusuf 12/106)

Gerçekten de insanların bir çoğu şirk koşmadan iman etmiyor.

"Allah, Meryemoğlu Mesih (İsa)’dir diyenler kesinlikle kafir olmuşlardır. Oysa Mesih demişti ki; "Ey israiloğulları, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Kim Allah'a şirk (ortak) koşarsa Allah ona cenneti kesinlikle haram etmiştir, onun varacağı yer cehennemdir, zalimlerin hiçbir yardım edeni yoktur.” (Maide 5/72)

“Hiç kuşkusuz Allah, kendisine ortak koşma günahını bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları dilediğine bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa son derece büyük bir iftira günahı işlemiş olur.’’ (Nisa 4/48)